Recep Çalı
KAZMA KÜREK YAKAMADIK, EVE KAPANDIK!

 Atalarımızın değerli yaşanmışlıklarını ifade eden pek çok sözü vardır. Bunlardan biride; “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.” Evet 11 Mart’a kadar böyleydi. Bu tarihten itibaren sanki bambaşka bir dünyada yaşamaya başladık. Korona, virüs, pandemi, sosyal mesafe, izolasyon ve karantina gibi yeni kelimeleri yaygın kullanır olduk. Kısacası mart kapıdan baktırmayı sürdürdü ama kazma kürek yakmayı aratırcasına nazire yaparak bitti. Şimdi nisandayız ama kapıdan, camdan bakmaya devam ediyoruz, edeceğiz de. Çünkü bu salgın sadece bizi değil dünyayı sarsıyor. Ekonomileri vurması da cabası, en çokta küçük esnafı, işçiyi, işsizi ve yoksulu vuruyor elbette.

İşte bu virüs; Korona  (Covid_19)  çıktı çıkalı,  konuşmalarımızın tamamında yer aldığı gibi hayatımızın da tam ortasında yer alır oldu.

Bugün sokağa çıkma yasağı bahanesiyle evde otururken virüsün gölgesinde kent, kentleşme ve yerel yönetimler konusunda kafa yorayım dedim. Belli ki artık kişisel hayatımız da, kurum yönetimleri de yeniden şekillenecek.  Konuya nereden başlayıp nasıl anlatılması gerekir bilemiyorum. Çünkü herkesin kendine has bir algılaması var. Belki çok önemli değil ama bir gerçek var ki  dünyanın tamamındaki halk için geçerli olacak bir şey var ki;  yaşamımızdaki pek çok alışkanlığı terk edeceğiz. Yani bu virüs normal yaşamı kendi belirlediği şekle sokacak. Herkes alışık olmadığı ve belki de bugüne kadar garip karşıladığı davranış biçimlerini normalmiş gibi yaşamaya başladı.

Virüsle yaşamaya alışacağız, alışmak zorundayız artık yaşamımızdaki rutinimiz, normalimiz bu olacak. Sosyal mesafe, hijyen ve zorunlu olmadıkça ev dışına çıkmamak bizim için rutin hayat standartları arasında sayılacak. Öyle ise yerel yönetimler artık yeniden kendini gözden geçirmeli ve tüm iş ve işlemlerini, yeni duruma göre dizayn etmelidir.

Hiç bir belediye artık sadece yerel yaşama yönelik hizmet üreten bir kurum gibi davranamaz. Aynı zamanda sosyal hizmet kurumu gibi de davranmak zorundadır. Yani kriz döneminde yaptığı bu hizmetleri rutin hale getirecek, kriz zamanlarına hızlı uyum sağlayabilecek bir duruma göre organize olmalı, planlar yapmalıdır. Burada çok fazla ayrıntı verebilmek belki mümkün değil ama her şeyi en ayrıntılı bir şekilde uzun uzun konuşup yazmak yerine çok çeşitli konularda kısa tespit ve değerlendirmeler yapmak istedim. Aklınızın bir köşesinde beyin fırtınası oluşmasına sebep olacak cümleler kurmayı daha uygun bulduğumu bildirmek isterim.

Cumhuriyetin ilk yıllarında tarım toplumu olan halkımızın normal koşullarda sanayileşerek kentli olması beklenen sonuç idi. Bunun yerine hızla ve plansız bir şekilde kentleşmesine tanık olduk. Genel anlamda tarımdaki üretimin çok dertli ve zorlu olmasına rağmen, kazancının düşük olması sonucu olarak köyde, kasabada tarıma dayalı işlerde uğraşarak yaşamını devam ettiren insanımızın önce en yakın kentlere sonra bilinen büyük kentlere göç etmeye başladığına tanık olduk.

Ekonomik büyüme, istihdam oluşturmadan oluşan kentleşme sonucu işsizlik ortaya çıkmıştır. Yerel yönetimlerin planlı ve hazırlıklı olmaması da birçok problemle birlikte işsiz kentliler yığınının oluşmasını hızlandırmış, bu ise neoliberal politikaların ihtiyaç duyduğu ucuz emek kullanımını kolaylaştırmıştır. Bu durum emekçilerin kentleşme taleplerine dair zaman ve para harcama imkânlarını daraltmış, yalnızca yaşamsal ihtiyaçlarını karşılama telaşına düşmelerine sebep olmuştur. Böylece kentlilik kültürünü içine sindirememiş, sosyal yaşamdan uzak, robotlaşmış insan yığınlarına sahip kentler ortaya çıkmıştır. Bu şekilde oluşan toplumun yozlaşması ve yaşamsal mutluluğa uzak kalmasının önüne geçmek için kentliyi, emekçiyi yokluğun, yoksulluğun esiri olmaktan kurtarmak gerekir.

Neoliberal politikalar ile mücadele ulusal sermayenin desteklenmesi, tarım ve tarımsal sanayiye destek verilmesi, yerel yönetimlerin yerel üretici mekanizmalarını harekete geçirmesi ile mümkün olabilecektir. En azından kentlinin, işçinin emeğini korumak, değerli görmek ve değer kazanmasına katkı sağlamak insan onuru bakımından gerek ve şarttır.

Bu durumun ideoloji ile bir ilgisi yoktur. Sadece insani olmayan sonuçların yerel halkı yaralamaması için tedbir alan ya da almayan anlayışlarla ilgisi vardır. Yani doğrudan yerel yönetimlerin kurumsal ve insani anlayışı ile ilgilidir. Özetle; yerel yöneticiler öncelikle;

-Sosyal ve teknik planlamacılar ile ortaklaşa olarak toplumsal mutluluğu artıracak istihdam tabanlı politikalar üreterek yerel halk arasındaki yaşamsal farklılaşmayı (beslenme ve eğitimden, kültürel yapısına ve sosyal yaşama kadar) azaltmalıdır.

-Toplum katmanları arasındaki maddi ve mekânsal uçurumları yumuşatacak teknolojik ve sosyokültürel hamleler yapmalılar.

-Birlik ve beraberlik, birlikte yaşam kültürünü yerel halk arasında keskin çatışmalar yaratmadan geliştirmeliler.

Kardeşliğin yeniden yeşertileceği kentlerde mutlu, mesut yaşamak arzu ve dileği ile…

#BizBirlikteGüçlüyüz           Recep ÇALI-İnşaat mühendisi

Yayınlanma Tarihi : 2020-04-20 11:31:49
Okunma Sayısı : 207

Recep Çalı Diğer Yazıları