CHP Sözcüsü Öztrak:“ÜLKEYE EN BÜYÜK SABOTAJ ERDOĞAN ŞAHSIM HÜKÜMETİ”

SAĞDAN DA SAYSAN SOLDAN DA SAYSAN REZERVLER AÇIK VERİYOR” 

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, Hükümetin brüt rezervler üzerinden yaptığı açıklamalara karşılık, Merkez Bankası net rezervlerinin nasıl hesaplanırsa hesaplansın ekside olduğunu belirterek, “Döviz kasası sağdan da saysanız, soldan da saysanız açık veriyor. Erdoğan bunu gizliyor. Çünkü ülke ekonomisine yapılan sabotajın şahı budur. Bunun baş sorumlusu, milletin 128 milyar dolarını buharlaştıran, Erdoğan ve damadıdır” diye konuştu. 

Öztrak, bugün Türkiye benzer ekonomilerden olumsuz ayrışıyorsa, en ufak bir küresel rüzgâr Türk ekonomisinde fırtınalar koparıyorsa, sebebinin buharlaştırılan 128 milyar dolar, eksiye dönen rezervler ve ekonominin tahkimatsız kalması olduğunu ifade etti.   

Herkesi kucaklayan bir Cumhurbaşkanı olmak yerine partisinin başında, taraflı Cumhurbaşkanı olmayı seçen Erdoğan’ın milleti bölüp parçaladığını kaydeden Öztrak, “Ortağınızla beraber, memleketin bereketini kaçırdınız. Memleketin neşesini, geleceğini beraberce çaldınız. Milleti canından bezdirdiniz. Şimdi akıttığınız timsah gözyaşlarıyla, milletin sel olan gözyaşlarını örtüp saklayamazsınız. Sabotajı başka yerlerde aramayacaksınız, sabotajın dik alasını siz yaptınız. Bu ülkenin başına gelmiş geçmiş en büyük sabotaj, sizin Şahsım Hükümetinizdir. Sizin şahsım ucube vesayet rejiminizdir” değerlendirmesinde bulundu. 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi: 

Dün Irak’ın kuzeyinde Pençe-Şimşek harekât bölgesinde, bölücü teröristlerin ateşiyle, Mehmetçiğimiz, Ömer Faruk Erdem’i şehit verdik. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine ve silah arkadaşlarına sabır, milletimize baş sağlığı diliyoruz. 

238 YILLIK RİCATIN SON BULDUĞU GÜN

Bugün, Sakarya Meydan Muharebesi’nin zaferle neticelenmesinin yüzüncü yılı… Viyana kapılarından, Ankara kapılarına kadar süren 238 yıllık geri çekiliş, bu büyük zaferle artık son bulmuştur. Sakarya zaferinin 100. yılında, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve bu toprakları bizlere vatan kılmak için canlarını ortaya koyan tüm kahramanlarımızı bir kere daha saygıyla, minnetle, rahmetle anıyoruz. 

EYLÜL AYI DERT AYI

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam sürüyor. Kurulumuzun gündeminde; milletin cebini, tenceresini boşaltan hayat pahalılığı, işten çıkarma yasağının sonlanmasıyla, vahameti daha da artan işsizlik tsunamisi, devletin kurumlarını çürüten yönetim anlayışı, kokusu arşı kaplayan artık yolsuzluklar, İdlib başta olmak üzere, yakın bölgemizde artan jeo-stratejik riskler, bu riskler karşısında savrulan dış politikamız ve tüm bu sorunları aşmak için yapılması gerekenler vardı. Eylül ayı, ailelerimiz için dert ayıdır. Okulların açılmasıyla beraber, kıyafet, kırtasiye harcamaları, ailelerin belini büker. Evlatları üniversite kazanan veya üniversitede okuyan ailelerimizin, yurt sorunları, kira dertleri artar. Bir de üstüne mutfaktaki yangının harareti binerse, geçim derdi artık dayanılmaz olur. Bu yıl, fahiş kira artışları milletimizi bezdirdi. Partimize şikâyet telefonları yağıyor. Verilerde bunu doğruluyor. Kiralık ve satılık konut ilanlarının verildiği, bildik bir internet sitesinin hazırladığı endekse göre, son bir yılda, kiralar; İstanbul’da yüzde 51, Ankara’da yüzde 32, İzmir’de yüzde 31, Adana ve Antalya’da yüzde 50, Mersin’de yüzde 64. Kayseri’de yüzde 54. Konya’da yüzde 34 artmış. 

KİRA ARTIŞLARI ENFLASYONU KATLIYOR

Özellikle büyük şehirlerimizdeki bu kira artışları, resmi enflasyon rakamını katlıyor. Pandemiyi borçla aşmak için verilen krediler, konut piyasasında büyük bir balona neden oldu. Bu da kiralara yansıyor. Avrupa’da konut fiyatları en hızlı artan ülke Türkiye... Devlet yurtlarına başvuru tarihi dün akşam sonlandı. Üniversitelerin açılması bir hafta ertelenmişti gelecek hafta açılıyor. Şimdi bu yurtlara başvurudaki gecikme aileler ve öğrenciler için ciddi bir belirsizlik yarattı. Özel yurt kiralarındaki artışlar, ev kiralarını solladı. Peki, bu kiralarla bu yurt masraflarıyla millet çocuğunu nasıl okutacak? Diğer taraftan konut fiyatlarının gelmiş olduğu bu noktada gençlerimiz nasıl yuva kuracak? Ülkeyi 20 yıldır yöneten Erdoğan şahsım hükümetinin, buna bir çözümü var mı? Ne gezer… 

ERDOĞAN BECERİKSİZLİĞİN TARİHİNİ YAZIYOR

Onların gözünü rant bürümüş. Ülkenin tüm kaynaklarını, son 20 yılda, betona gömdüler. Erdoğan hala yandaş müteahhitleriyle, “Talan İstanbul” projesinin peşine takılmış rant devşirme peşinde. İstanbul’u yabancılara peşkeş çekmek için, vatandaşlık promosyonlu betonlaşma, katar katar sürüyor. Bu arada inşaat sektöründe, yandaş olmayan müteahhitler, “Tıkandık artık” diye feryat ediyor. İnşaat maliyetleri aldı başını gitti. Son bir yılda; inşaat demiri yüzde 75, hazır beton yüzde 97 zam gördü. Bütün bu zamların arkasında hükümetin iş bilmezliği, tedbirsizliği, pandemi sonrasında yaşananlara seyirci kalması var. En son çimentodaki olağanüstü zamlar, müteahhitlere; “Harç bitti, yapı paydos!” dedirtti. Müteahhitler 9 Eylül’den 24 Eylül’e kadar, iş bırakma eylemi başlattı. Böyle bir durumla ilk kez karşılaşıyoruz. Erdoğan Şahsım Hükümeti, beceriksizliğin, kifayetsizliğin, tarihini yazıyor. 

MİLLET KIŞLIK KONSERVE YAPAMAZ HALE GELDİ

Sadece kira ve konut fiyatlarında değil, mutfaklarda da yangın büyük… Her şeyin bol olduğu yaz aylarındayız. Ama meyve, sebze fiyatlarına etiket yetiştirilemiyor. Ağustos ayında, geçen yıla göre, salatalık yüzde 128, kabak yüzde 87, şeftali yüzde 81, taze fasulye yüzde 68, tavuk eti yüzde 64, Ayçiçek yağı yüzde 61, margarin yüzde 54 zam görmüş. Millet Ayçiçek yağını biraz daha ucuza almak için, o market senin, bu market benim dolaşıyor. Pazar tezgâhlarının, market raflarının yanına yaklaşmak mümkün değil. Artık millet kışlık konservesini bile yapamaz hale geldi. Hükümet, milletin yazını kışa çevirdi, görünen o ki, mutfaklardaki yangın kışımızı da kara kışa çevirecek… Allah milletimizin yardımcısı olsun. 

SÖZÜNÜ TUTAMADI, GÖZYAŞI DÖKÜYOR

Artık Erdoğan metal yorgunu… Söyleyecek sözü de, gidecek yolu da tükendi. Sözü ve yolu tüketenler, eski vaatlerine kulp takıp, yeniden milletin önüne getiriyorlar. Ama, ne diyorlar “Dünün güneşiyle, bugünün çamaşırı kurutulmaz.” Erdoğan’ın 11 yıl önce milletimize, milli gelirimizi 2 trilyon dolara, kişi başına geliri 25 bin dolara çıkarmayı vadettiğini milletimiz hatırlıyor. Bunun sonunda da Türkiye dünyada ilk 10 ekonomi arasına girecekti. Yine Erdoğan milletimize ihracatımızı 500 milyar dolara çıkaracağız, işsizlik oranını da yüzde 5’e düşüreceğiz diye söz verdi. Şimdi bu sözlerin hepsi yalan oldu. Bakın bunu ben söylemiyorum. Erdoğan’ın altına imza attığı şu resmi doküman söylüyor. Bu doküman Erdoğan Şahsım Hükümetlerinin, bize koca bir 10 yılı kaybettirdiğini ortaya koyuyor. Orta Vadeli Program bu. Milli gelir, ihracat ve kişi başına gelir hedefleri yarıya düşmüş. İşsizlik hedefi ise ikiye katlanmış. Demokratik bir ülkede, millete verdiği sözü tutmayan bir yönetici, o koltuğu bir dakika dahi işgal edemez. İstifa eder. Çeker evine gider. Peki, sözünü tutmayan Erdoğan ne yapar? Milletin önünde gözyaşı döker. “Kumpas” der. “Dış güçler” der. “Sabotaj” der. Mağdura yatar. Erdoğan bu defa da bizi yanıltmadı. Önce, Kahramanmaraş’ta çıktı, “2023 hedeflerine ulaşmadan, son nefesimizi vermeyiz” dedi. Ardından, kendi sesinden okuduğu şiire meftun oldu, gözyaşları dökmeye başladı. Ertesi gün de, “2023 hedeflerine, maruz kalınan tüm sabotajlara rağmen, adım adım yaklaşıyoruz” deyiverdi. Güler misiniz, ağlar mısınız? 

EN BÜYÜK SABOTAJ ŞAHSIM HÜKÜMETİ

Bakın biz buradan Erdoğan’a asıl sabotajın ne olduğunu bir söyleyiverelim. Bu ülkenin başına gelmiş geçmiş en büyük sabotaj, sizin Şahsım Hükümetinizdir. Sizin şahsım ucube vesayet rejiminizdir. 2013’ten bu yana kral olmak için, memlekette kural bırakmadınız. Herkesi kucaklayan bir Cumhurbaşkanı olmayı tercih etmediniz partinizin başında, taraflı Cumhurbaşkanı olmayı istediniz. Milleti bölüp, parçaladınız. Ortağınızla beraber, memleketin bereketini kaçırdınız. Memleketin neşesini, geleceğini beraberce çaldınız. Milleti canından bezdirdiniz. Şimdi akıttığınız timsah gözyaşlarıyla, milletin sel olan gözyaşlarını örtüp saklayamazsınız. Sabotajı başka yerlerde aramayacaksınız, sabotajın dik alasını siz yaptınız. 

ÇİFTÇİYE SABOTAJ POLİTİKALARI

Şimdi Erdoğan çıkmış; enflasyonu en kısa sürede kontrol altına alarak, raflardaki, tezgâhlardaki, etiketlerdeki, fahiş fiyat artışlarının, önüne geçmekten bahsediyor. Geçmiş olsun… Merkez Bankası’nın itibarını kibrinle yerle bir edeceksin. Milletin 128 milyar dolarını koltuk sevdana meze edeceksin. Çiftçiyi gümrük sopasıyla tarlasına yaklaşamaz hale getireceksin. Sonra da enflasyondan fahiş fiyatlardan şikâyet edeceksin. Allah aşkına, 20 yıldır bu ülkeyi kim yönetiyor? Siz kimi kime şikâyet ediyorsunuz? Mutfaklardaki yangın polisiye tedbirlerle düşmez. Bunu, daha önce damadınızla beraber denediniz. Soğan depolarına baskınlar yaptınız. Soğan üreticisini terörist ilan ettiniz. Fiyat etiketlerini göstermelik olarak denetlediniz. TÜİK anketörleri gelmeden hemen önce, marketlerin sahiplerine telefon açıp, etiket fiyatlarını düşürttünüz. Enflasyon rakamlarını makyajlayarak, enflasyon da düşer sandınız. Bu olmayınca, bu yetmeyince de, milleti kış gününde tanzim satış kuyruklarına soktunuz. Bir de sıkılmadan, bu kuyruklara “varlık kuyruğu” dediniz. Sonuç, sonuç ne oldu? Koskoca bir sıfır. İşte sabotajın daniskası budur. 

ÜRETİM DEĞİL RANT DEDİLER

Son 20 yıldır bu ülkeyi Erdoğan hükümetleri yönetiyor. Çiftçinin tarlasından milletin sofrasına uzanan tedarik zincirini kısaltacak, ulaştırma masraflarını düşürecek hangi tedbiri aldılar? Ama bir şey yaptılar yandaş müteahhitlerini daha da zengin etmek için, sebze - meyve taşıyan kamyonları, TIR’ları, Üçüncü Köprü’ye yönlendirdiler. Buradan aldıkları fahiş geçiş ücretleriyle yandaşların cebini doldurdular. Bunun da faturasını mutfaktaki tencereye yüklediler. “Üretim değil, rant” dediler. Gıda güvenliğini artıran, iklim değişikliğini dikkate alan, Güvenilir bir Tarım Stratejisi oluşturamadılar. Konya Ovası ve GAP Projelerinde, sulama kanallarını tamamlamadılar. Onun yerine Talan İstanbul Projesinin kanalına, para bulmaya kalktılar. Buradan bir defa daha tekrarlayalım. Talan İstanbul Projesi’ne para yatıranlar, bunun yapımını üstelenenler, bizim iktidarımızda ağır bir faturayla karşılaşırlar.

 

BİZİM ÇİFTÇİMİZİ DEĞİL ELİN ÇİFTÇİSİNİ ABAT ETTİLER

20 yılda bizim çiftçilerimizi değil, elin çiftçisini abat ettiler. Kanunen hak ettiği desteği çiftçimize vermediler, çiftçilerimizi tarlasına küstürdüler. İthalatta sıfır gümrük silahıyla çiftçilerimizi sırtından vurdular. TÜİK’in rakamları ortada. 2003’ten bugüne 120 milyar 419 milyon dolar tutarında, tarım ithalatı yapmışlar. Kendi çiftçine kanunen taahhüt ettiğin parayı ödeme ama elin çiftçisine milyarlarca dolar ver. En son buğday, çavdar, arpa, yulaf, mısır, nohut, mercimek gibi ürünlerde gümrük vergisini, yılsonuna kadar sıfırladılar. Gübre, ilaç, yem, tohum, mazot fiyatlarının, tarlayı yakıp yıkmasını seyredeceksin, ondan sonrada sıfır gümrükle ithalatın önünü açacaksın çiftçinin mahsulünü para etmez hale getireceksin. Çiftçi şunu söylüyor, “Hayvanımı zaten besleyemiyorum ama artık kendimi de besleyemiyorum” diye feryat ediyor. Şimdi milli gelir, 2023 hedeflerinin yarısına bile ulaşamayınca, “Sabotaj yapıldı” diyorlar. Sabotaj mı arıyorsunuz. İşte çiftçimize reva gördükleriniz, üretime yapılan en büyük sabotajdır.

 MERKEZ BANKASI’NIN İTİBARINI YERLE BİR ETTİ

Şimdi bu sabotajın failleri, Enflasyonu, Fiyat İstikrarı Komitesi’ne havale etmişler… Bakın arkadaşlar şunu açıkça ifade edeyim, bürokraside kuraldır: “Bir işin olmamasını istiyorsanız, komisyona havale edin!” derler. Bu ülkede fiyat istikrarını sağlamakla görevli kurum, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’dır. 1211 sayılı Kanunun 4. Maddesi, Merkez Bankası’na bu görevi vermektedir. Ve bu maddede: “Banka, fiyat istikrarını sağlamak için uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı para politikası araçlarını, doğrudan kendi belirler” der. Peki, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bunu yapabiliyor mu? Hayır! Bunu yapması mümkün değil. Peki her zaman olduğu gibi Erdoğan burada da yine kendi bildiğini okuyor. Merkez Bankasına talimatı veriyor, para politikasını da doğrudan Erdoğan belirlemiş oluyor. Erdoğan’ın Şahsım Rejiminde işler bu şekilde gidiyor. Bu ucube şahsım vesayet sisteminde her şeyin sorumlusu tek bir kişi. Ve o tek kişi de devletteki diğer kurumlarla beraber, Merkez Bankası’nın itibarını yerle bir ediyor. 

BUNA OYUN DEVAM EDERKEN KURAL DEĞİŞTİRMEK DENİR

Son üç yılda, dört Merkez Bankası Başkanı değişti. Meşhur sözdür; “Almanların tamamı belki Tanrıya inanmaz. Ama hepsi Bundesbank’a inanır.” Bir Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadelede, en önemli sermayesi itibarıdır. Bankaya duyulan güvendir. Ama Erdoğan bunu umursamıyor Merkez Bankası’na müdahale etmeye devam ediyor. Son başkanda korku içinde önce enflasyonun üzerinde faiz uygulamayı taahhüt etti. Şimdi enflasyon politika faizi aşınca, çareyi, enflasyonu bırakıp çekirdeğini takip etmekte buldu. Bu açıkçası oyun devam ederken kural değiştirmektir. Milletin de, dünyanın da gözünde bu yapılan güveni bitirir. Güven duyulmayan bir Merkez Bankası, itibarı olmayan bir Merkez Bankası da, milletin satın alma gücüne yapılan en büyük sabotajdır. 

IMF’NİN HİMMETİYLE CAKA SATIYOR

Erdoğan ve damadı bir olup, milletin 128 milyar dolarını, koltuklarında kalmak uğruna buharlaştırdılar. “Bu paralar ne oldu?” diye, millet adına sorduğumuzda da gıkları çıkmadı. Astığımız afişleri toplatmaya, partililerimizi tutuklamaya kalktılar. Şimdi Uluslararası Para Fonu tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi bunlara da 6 milyar 300 milyon dolar hibe etti. Erdoğan’ın dili çözülüverdi. Daha düne kadar IMF’ye etmedik laf bırakmıyordu. Şimdi IMF’nin himmetiyle caka satmaya başladı. 

MERKEZ’İN VARLIĞINI SAHİPLENİYOR, BORÇLARINI MİLLETE BIRAKIYOR

Ama milletten gerçekleri gizlemekten de bir türlü vazgeçmedi. Bir bakkal, “Ben sadece veresiye defterimdeki alacaklardan, kasamdaki paradan sorumluyum. Mal aldığım tedarikçilere verdiğim borç senetleri, beni ilgilendirmez. Bankalardan aldığım krediler, yan komşumdan aldığım borçlar, beni hiç alakadar etmez” diyebilir mi? Elbette diyemez. Ama Erdoğan tam da bunu yapıyor. “Merkez Bankasının döviz varlıkları, brüt döviz rezervleri benim” diyor, sahipleniyor. Merkez Bankası’nın bunun karşılığındaki döviz borçlarını, alınan emanet dövizleri milletin sırtına bırakıveriyor. 

SAĞDAN DA SAYSAN SOLDAN DA SAYSAN KASA AÇIK VERİYOR

Şimdi milletimizin dikkatine üç ayrı grafik arz edeceğim. Bunların hepsinin kaynağı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası.

İlk grafik, bu TCMB tarafından IMF standartlarına göre hazırlanan, “Uluslararası Rezervler ve Döviz Likiditesi” tablosundan üretildi. Bu tablo: Merkez Bankası’nın brüt döviz rezervlerinden vadesi bir yıldan daha az olan, döviz kredileri, döviz borçları, SWAP anlaşmalarıyla alınan emanet dövizler ve diğer koşullu döviz borçları düşüldüğünde kasada ne var onu gösteriyor. 3 Eylül 2021 itibariyle; IMF’den alınan son 6 milyar 300 milyon dolarlık destekte dahil burada düşülmüyor, döviz kasasında 21 milyar dolar açık var açık. Yani kısa vadeli yükümlülüklerimizi karşılayamıyoruz.

Bir diğer grafik; bu grafikte TCMB’nın Haftalık Vaziyetinden derlenen verileri esas alıyor. Bankanın döviz varlıklarıyla, döviz yükümlülüklerini karşılaştırıyor. Kasadaki 119 milyar dolarlık brüt döviz rezervinden, bankacılık sistemine olan döviz borcunu, IMF’den alınan özel çekme hakları tahsisatlarını ve SWAP’lardan oluşan, döviz yükümlülüklerini düştüğümüzde bu defa kasadaki açık 40 milyar dolar oluyor. Piyasaların takip ettiği gösterge de bu.

Son olarak, Merkez Bankası’nın günlük Analitik Bilançosundan da net rezervleri hesaplayabiliyoruz. Buna göre TCMB’nin brüt döviz varlığından. Yurtdışına, kamuya, bankalara olan döviz borcunu ve SWAP’ları çıkarırsak, döviz kasasındaki açık 51 milyar doları buluyor. Yani neresinden bakarsanız bakın, TCMB kasasındaki döviz ve altınlar, döviz borcunu karşılamaya yetmiyor. Döviz kasası sağdan da saysanız, soldan da saysanız açık veriyor. Erdoğan bunu gizliyor neden? Çünkü ülke ekonomisine yapılan sabotajın şahı budur. Bunun baş sorumlusu kim? Milletin 128 milyar dolarını buharlaştıran, Erdoğan ve damadı. Bugün ülkemiz benzer ekonomilerden olumsuz ayrışıyorsa, en ufak bir küresel rüzgâr ülkemizde fırtınalar koparıyorsa, sebebi budur. Çünkü tahkimat yok. 

EĞİTİMİ İDEOLOJİSİNE MEZE YAPTI

Erdoğan Şahsım Rejiminde işsizlik tsunami oldu. Milleti eziyor. İşten çıkarma yasaklarının Temmuz’da sonlanmasıyla beraber, işsizlik yeniden vites yükseltti. Temmuz’da gerçek işsizlerimizin sayısı, 522 bin kişi arttı, 8 milyon 421 bin oldu. Oysa bundan 3 yıl önce, Erdoğan Şahsım Rejimi iş başı yaptığında, işsizlerin sayısı 5,5 milyon civarındaydı. Üç yılda, 2 milyon 863 bin yurttaşımız işsizler ordusuna eklendi. İşte bu, sabotajın tam da dik alasıdır. İşten çıkarma yasağının sonlanmasından, en çok sanayi sektörümüzün etkilendiği anlaşılıyor. Sanayide çalışan 287 bin işçimiz, Temmuz’da işinden olmuş. İnşaat sektöründe de 60 bin emekçimiz, işten ayrılmış. Bugün Temmuz ayı sanayi üretim verileri açıklandı. Bir önceki aya göre üretim, yüzde 4,2 daralmış. Sanayi üretimi Temmuz’da hız kesmiş. Tutarlı, güven veren bir ekonomik program uygulanmadığı için eğitim sistemiyle işgücü piyasasının ihtiyaçları buluşturulamadığı için işsizliği kalıcı bir şekilde düşüremiyoruz. Milletin çalışacağı işler çoğalamıyor. 20 yılda eğitimi milli olmaktan çıkardılar. Eğitimi kendi ideolojilerine meze yaptılar. İşte bu sabotajların en büyüğüdür. Sabotaj arıyorsanız sabotaj burada. 

ESKİ BAKAN DAHA NE DESİN…

“Miri malı, balık kılçığıdır. Yutulmaz.” Kim yutarsa boğazına takılır, kalır. Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, “8 yıldır boğazımda bir düğüm var, “Ne içersem bunu yutamıyorum. İçime sindiremiyorum” diyor. Eski Bakan, boğazındaki bu düğümün çözülmesi için, tarafsız bir savcı istiyor. “Yüce Divan’dan korkmuyorum” diyerek, aklanmak için, Yüce Divan’da yargılanmayı talep ediyor. Allah aşkına bu insan daha ne desin? Ama ne savcılar ne de TBMM, bu eski bakanın sesini duymuyor. AK Parti grubunun gıkı çıkmıyor. Anlaşılan, “İşin ucu zülfü yâre dokunur” diye korkuyorlar. 

SGK’DA MÜFETTİŞLERİ GÖREVLENDİREN BAŞKANVEKİLİ GÖREVDEN ALINDI

Bakanlığına dezenfektan satan Eski Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın aile şirketi hakkında yeni iddialar var. Dezenfektanlara ruhsat dışı kimyasal karıştırma mı dersiniz, nitelikli dolandırıcılık iddiaları mı dersiniz, her şey var. Diğer taraftan SGK’da büyük bir vurgun ortaya çıktı. 1 milyar lirayı bulduğu söyleniyor. İçişleri Bakanının kuzenine ait şirketin de, bu vurgunda rol aldığı iddia ediliyor. SGK’da üst düzey çok sayıda kamu görevlisi, görevinden alındı. Bunlardan biri de, bu soruşturmayı açmak için, kurumun bünyesindeki müfettişleri görevlendiren SGK Başkanvekili. Bu Başkanvekilini neden görevden aldınız? Soruşturmayı açtı diye mi? Yoksa soruşturmaya müdahale etmek mi istiyorsunuz? Bu yolsuzluk soruşturmasını, milletvekili arkadaşlarımız yakın takibe aldılar. 

MEDİKALCİLER DE PERİŞAN

SGK yolsuzluk skandalıyla çalkalanırken, bakan yakınlarının fahiş fiyatlarla, bu kuruma mal sattığı iddia edilirken, dürüst, namuslu çalışan medikal şirketlerimiz perişan. Yıllardır devletten alacaklarını tahsil edemiyorlar. Medikal şirketleri de eyleme hazırlanıyor. Devlet milletine borç takar mı? Takmaz. Ama Erdoğan Şahsım Hükümeti yandaş müteahhitler dışında, kimseyi umursamıyor. 

HÜKÜMETİN HATALARININ BEDELİNİ MİLLET ÖDÜYOR

Son olarak değerli basın mensupları, birkaç hafta önce İdlib’deki hassas duruma, milletimizin dikkatini çekmiştik. Ne yazık ki gelişmeler bizim kaygılarımızı haklı çıkardı. Üç askerimiz İdlib’de düzenlenen hain bir saldırıda şehit düştü. Yine yaralanan askerlerimiz var. Bu saldırıyı kim gerçekleştirdi? Suriye rejim güçleri mi? Yoksa İdlib’deki IŞİD ve El Kaide bağlantılı, bir takım radikal örgütler mi? Bu konuda nedense doğru düzgün bir açıklama yapılmıyor. İdlib yeniden ısınıyor. Önce Milli Savunma Bakanı Akar, Ruslara sorumluluklarını hatırlatıyor. Ardından Rus Dış İşleri Bakanı çıkıyor, “İdlib’de Suriyeli muhalifler ile teröristleri ayırma çalışmaları, hedeflenenden çok uzakta” diyor. İdlib’de ne yaşanıyor? Buradaki insanların ve burada olduğu bilinen bir takım radikal teröristlerin, Türkiye’ye akması, bizim için tam bir kâbus olur. Diğer taraftan İdlib ısınırken, Dışişleri Bakanı ABD’ye çiçek atıyor. “Pahalı olmasına rağmen Patriot alabiliriz” diyor. Sonra da Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar çıkıyor, “ABD Ortadoğu’da bulunacaksa bizimle iş birliği yapmalı. ABD, ABD gibi hareket etsin” diyor. ABD, ABD gibi hareket etmiyorsa, patriotları pahalı olmasına rağmen neden alıyoruz? Ne yapacağınıza artık karar verin, ne söyleyeceğinize bir karar verin. Yani dış politikadaki akılsızlıklarının, beceriksizliklerinin bedelini, milletimiz canıyla ve cüzdanıyla ödüyor. Dış politikanın merkezine milli menfaatlerimizi koymazsanız, şahsi menfaatleri korsanız, fatura hep böyle millete çıkar. 

RABİA GİTTİ, YEMİNLERİ VATANSIZ KALDI

Bu arada, birkaç ay önce, Erdoğan’ın Rabia selamından vazgeçeceğini bu kürsüden ifade etmiştim. Haklı çıktık. Kahramanmaraş’ta Rabia gitmekle kalmadı. Yemin de vatansız kaldı. Erdoğan Birleşik Arap Emirlikleri’ne, para için el uzatınca, artık dil uzatmaz oldu. Dış politikadaki bu savrulma, milli menfaatlerimize sabotaj değildir de nedir? Erdoğan ülkemizin tüm taşıyıcı kolonlarına yapılan sabotajların, baş failidir. Bu sabotajları bitirmek, pahalılığı, yoksulluğu, işsizliği, eyyamcı dış politikayı, hayatlarımızdan çıkarabilmek için, Erdoğan Şahsım Rejimini ve çamur ittifakını ilk sandıkta göndermek şarttır. Milletimiz, bu ülkeye kimin sabotaj yaptığını, kimlerin kendisini hayatından bezdirdiğini, gerçek sabotajcıların kim olduğunu gördü. Milletimiz, bunların notunu verdi. “Artık sıtkım sıyrıldı” diyor. Sandığı dört gözle bekliyor. Sandık önüne geldiğinde de, bu kibir abidesini rahat rahat şiir okuyup, ağlasın diye evine, yandaşlarını da dizinin dibine gönderecek.

Yayınlanma Tarihi : 2021-9-13 22:19:58
Okunma Sayısı : 66
tre